"Eski yıldan yeni yıla muhasebemiz olacak mı?"

Miladi Takvime göre 2018 yılına girerken Yusuf Arifoğlu'nun "Eski yıldan yeni yıla muhasebemiz olacak mı?" makalesini önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyoruz:

Yüce Allah, Mülk suresinde hayatı bize ‘kimin daha güzel amel işleyip işlemediğinin şahitliği' olarak tanıtır. Biz de birkaç gün sonra amellerimizin şahidi olacak bir yılı geride bırakacağız.

Bazılarımız, hayatımızdan ömür eksilten bir yıla haram ve eğlence içinde, günahla kamburlaşmış, hak ihlalleriyle kabarmış, zalime arka çıkmış ve mazluma hasım olmuş bir ziyanla ‘Güle güle!' diyeceğiz.

Bazılarımız, yaşamdan bir yılı alıp götüren bir zamana hüzün, burukluk, pişmanlık ve arşa yükselen iniltiler karşısında çaresiz bir halde Rabbimize divan durarak ‘güle güle!' diyecek.

Ve her birimiz hem birey, hem aile, hem toplum, hem de ümmet olarak günümüzü nasıl, nerede, kiminle, hangi uğraşla geçirdiğimizin hesabını vereceğiz. Özellikle, Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya sahip çıkma, dünya mazlumlarına yardımcı olma adına önümüzde fırsat gibi duran bu günlerin muhasebesini iyi yapmalıyız. Nefis ve şeytanla mücadelede ihlas zırhıyla kazanmış; ABD, israil vb. şer güçlerle de mücadelede direniş ruhuna bürünmüş bir vaziyetle bugünleri artıya çevirebilmeliyiz.

Birey olarak ömürden geçen günlerin muhasebesini yapmamız lazım olduğu gibi ‘toplum ve camialar' olarak da amel defterimize işlenen kazanım ve kayıpların hesabını iyi yapmalıyız.

Bazen Allah'ı razı etme amaçlı bir amel, davranış ‘ihlas, bilgi, hikmet ve sabır' gibi dinamiklerden yoksun olduğu için şeytan ve dostlarının hanesine yazılabilir. Tıpkı son birkaç yılda ‘Mısır, Suriye, Irak' ve birçok İslam toprağında iyi niyet, insani yardım, cihad(!) amaçlı yapıldığı iddia edilen çalışmaların emperyalist şeytanlara yaradığı gibi. Haliyle amelimizin, sözümüzün, eylemimizin hayır ve şerri netice verdiğini biliyoruz. Dolayısıyla hiç kimse işlediğinden beri olacak bir konumda değildir ve hiç kimse de amellerinden dolayı torpil görecek bir statüde de değildir.

Dünya hayatında ömürden su misali geçen günleri hak ve adaletle ikame etmemiz gerekirken maalesef bu günleri hırs, hased, ırkçılık, nifak dürtüsü ve zalim vicdanlarla heba ediyoruz.

Ahiret hayatında hassas tartılarda; göz, el ve ayaklar ya lehte ya aleyhte şahitlik edecek. Mahşer alanı, kimimiz için ya rıza Cenneti ya da azap Cehennemi olacaktır.

Bu dünya hayatında azık torbalarını ‘şirk, zulüm, katliam, talan, işgal, vahşet, fesat ve nifakla' dolduran ‘kâfir, zalim, facir, müşrik' devlet, toplum ve kişilerin 2017 yılında ve daha öncesinde yaptıkları balçıkla sıvanmayacak cinstendir.

Acaba kendine Müslümanım diyen ve İslam'ı bir yaşam dinamiği olarak seçen bizler, 2017 yılı için muhasebemizi yaptığımızda ömrümüzün geçen günlerinden dolayı ne kadar ihmalkar ne kadar suçlu veya ne kadar pişman ne kadar aciz olduğumuzu görüp yeni günler, yarının fırsatları için hazırlıklı olacak mıyız?

Özelde İslam ülkelerinde genelde dünyanın tümünde ‘şehvet, ahlaksızlık, uyuşturucu ve saptırıcı fikirlerin' ağına düşmüş gençlerimiz ve evlatlarımızı kurtarabilmek adına meydanda, medyada, siyasette, sosyal hayatın her karesinde bir endişemiz, planımız, girişimimiz, çalışmamız, dahlimiz olacak mı?

Suriye, Filistin, Yemen ve diğer ülkelerde katledilen, mafya elinde canları ve namusları yitirilen, hicret yolculuğunda cesetleri kıyılara vuranlardan dolayı kendimizi vebal altında hissedecek miyiz, insani ve İslami sorumluluk şuuruyla kendimize bir çeki düzen verecek miyiz?

ABD, Rusya, İngiltere, israil gibi küfrün ve emperyalizmin ağababaları ve tetikçi unsurlarının zihinlere yerleştirdiği ‘Terörist Müslüman, İslamcı terör' algısını Müslüman ‘emin, güvenilir, adaletli, izzetli ve merhametlidir' gerçeğiyle değiştirmek uğruna çabalayacak mıyız?

Trump'un ifşa ettiği Kudüs hezeyanıyla küresel emperyalistlerin İslam toprakları ve Müslümanlar üzerindeki hesapları ve tuzakları çok açık bir şekilde deşifre oldu. Bu amaca ulaşmak için her yolu meşru gören bu şeytani güçlerin tuzaklarına düşmemek, oyunlarını boşa çıkarmak, ümmeti ayrıştıran noktaları birleştiren yönlerle kapatmak için doğruluk, istikamet, kardeşlik ve direnişi esas almamız gerektiğini düşünecek miyiz?

Eğer buna yanıtımız ‘Hayır!' ise o zaman bizi bekleyen daha korkunç musibetlerden şimdiden eyvahlar edelim!

Eğer buna yanıtımız ‘Evet!' ise o zaman Kudüs'ün özgürlüğü, Aksa'nın kurtuluşu ve mazlumların selameti için yarınlara dair umudumuzu kaybetmeyelim ve gayret çıtamızı yükseltelim.

Yusuf Arifoğlu (Doğruhaber)