Cuma Hutbesi

Camilerimiz ve Biz!

Muhterem Müslümanlar!

Bilinmelidir ki, camiler, içinde Allah’ı anmak, Allah’ı zikretmek, Allah’a ibadet etmek için kurulup yaşatıldığı için, Allah’ındır. Peygamber Efendimiz’in ashabı da mescitlere, camilere bu gözle bakmış, bu şekilde camileri değerlendirmişlerdir. İlimlerini, sohbetlerini, birbirleri ile dostluklarını camilerde geliştirmişler, meselelerini camilerde görüşerek hep beraber Allah Resûlü’nün yolundan giderek çözümleme çabasında olmuşlardır. Ashâb-ı kirâm, Allah’a hiçbir mekân izafe edilemeyeceğini elbette biliyordu. Lâkin Kâbe; Beytullah, yani Allah’ın evi olarak isimlendirildiği için, camiler de sahabe tarafından Kâbe’nin birer şubesi olarak görülmüş ve bu bilinç, daha sonra gelen Müslümanlar arasında da benimsenmiş ve yaygınlaşmıştır.  Taberânî ve Heysemî’nin rivayetlerine göre ise Efendimiz (s.a.v.): “Her kim evinde güzel bir şekilde abdest alır da mescide gelirse o kimse Allah’ın ziyaretçisidir. Ev sahibi ise, elbette misafirine ikramda bulunacaktır.” buyurmuşlardır.

Değerli Müminler!

Camiler, Allah’a ibadet etmenin yanında müminleri bir araya toplayan, birleştiren, tek yürek hâline getiren mekânlardır. Artık burada ırk, dil ve renkleri ne olursa olsun tüm müminler ümmet bilinci ile bir araya gelmişler ve birbirlerinin dertleri ile hemdert olmuşlardır. Sorunlar buralarda konuşulur, birlikte çareler aranır. Kardeşler, acılarını ve sevinçlerini camilerde paylaşır; böylece kardeşlik duyguları gelişir, insanlar birbirlerini sever, korur, kollar ve sahiplenirler.
Camiler, varlığımızı ve kimliğimizi koruyup geliştirdiğimiz, ibadet ettiğimiz, dinimiz ve değerlerimizi öğrenip yaşattığımız yerlerdir. Diğer insanlar da biz Müslümanları buradan öğrenir; buradan tanırlar.

Aziz Kardeşlerim!

Müslümanlar olarak dinimizi, kimliğimizi öğrenmeyi, varlığımızı Müslüman kimliğimizle ortaya koyabilmeyi, camilerimiz vasıtasıyla gerçekleştirebiliriz. Eğer büyüklerimiz ve öncülerimiz bu camilerimizi yapmasaydı, bizler belki burada Allah’ın misafirleri olamayacaktık. Dolayısı ile bizler de çocuklarımıza, daha sonraki nesillerimize camilerimizi en iyi şekilde imar ederek bırakmakla sorumluyuz. Camileri biz imar etmezsek, biz yaşatmazsak başkaları da yaşatmayacaktır.

Muhterem Cemaat!

Camiler iki şekilde imar edilir ve yaşatılırlar. Birincisi: Mevcut dış görüntünün ve fiziki şeklin muhafazası, daha güzel hâle getirilmesi, yani madden yaşatmadır. İkincisi ise, manevi yaşatmadır ki, buraya cemaat olmak, her türlü faaliyete katılmak ve en önemlisi de gelecek nesilleri camilerde Müslümanca yetiştirmektir.

Aziz Kardeşlerim!

İşte tüm bunların gerçekleşebilmesi için, camilerimizin karşılaması gereken masraflara katılmamız, genç nesillerimizin sağlıklı bir şekilde yetişmesi için çalışmalarda bizzat emek vermemiz gerekmektedir. Üstelik bu bizim için en güzel sadaka-i cariyedir; yani bu camimiz, var olduğu müddetçe sevabından faydalanacağımız bir menba olacaktır. Böylece, camimize, vakfımıza üye olup düzenli bir aidat ödemek, buraya mensup olduğumuzu göstermek gerekmektedir. Hutbemizi, camileri koruyup kollayanları öven şu âyet-i kerime ile bitirmek istiyorum:

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.”(1)

(21.12.2017)
_______________________
(1) Tevbe suresi,  9:18