Cuma Hutbesi

Çevre Bilinci



Aziz Mü’minler!‎

Bir ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle ‎buyurmaktadır: “O, sizi yeryüzünden, yani ‎topraktan, yarattı ve sizden yeryüzünü imar ‎etmenizi istedi.”‎

Okuduğum ayet-i kerimede ise yaradılış ‎sorumluluklarından uzaklaşmış kişiler şöyle ‎anlatılır: “(Kimi insanlar) yeryüzünde ‎bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe ‎çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”‎

Bir hadisi şeriflerinde Efendimiz (s.a.s.) şöyle ‎buyururlar: “Ümmetimin iyi ve kötü bütün ‎amelleri bana gösterildi. İyi amelleri arasında, ‎insanlara ve hayvanlara zarar vermesin diye ‎kenara alınmış çöpü gördüm. Kötü amelleri ‎arasında ise, yere gömülmemiş tükürük de vardı.”‎

Kardeşlerim!‎

Canımız, malımız, evlatlarımız bize Rabbimizin ‎birer lütfu ve emanetleridir. İçinde yaşadığımız ‎dünyamız da tıpkı canımız ve çocuklarımız gibi ‎bize emanet edilmiştir. Her insanın hayatı canlı ve ‎cansız sayısız varlıklarla çevrelenmiştir. ‎

Çevreyi dar bir alan olarak düşünmeyelim. Çevre, ‎bizzat içinde yaşadığımız evimiz, sokağımız, ‎mahalle, köy ve şehrimizden başlayarak, ‎dünyamızın tamamıdır. Çevre; soluduğumuz hava, ‎içtiğimiz su, yediğimiz gıdadır. Bunlar ne kadar ‎temiz ve bakımlı olursa, biz de ancak o denli ‎sağlıklı ve mutlu yaşayabiliriz.‎

Kimyasal ve biyolojik atıklar, uçucu gazlar, egzoz ‎dumanları, çöp yığınları ve daha birçok zehirli maddelerle çevremizin kirletilmesi aslında ‎insanlığın intiharıdır; kendi sonumuzu hazırlamak, ‎sağlığımız ve huzurumuzu yok etmek demektir. ‎

Yüce Allah’ın emaneti olan çevremiz, tüm ‎insanlığın ortak malıdır. Dünyadaki tüm insanlar; ‎çevreden, yani dünya ve içindeki değerlerden ‎istifade etmede eşit haklara sahip oldukları gibi, ‎onu koruyup kollamada da eşit sorumluluk ‎taşımaktadırlar. Bu sorumluluk sadece devlet veya ‎yetkili makamların değil, imkânlarımız oranında ‎hepimizindir. ‎

Değerli Müminler!‎

Eğer bu gün ozon tabakası delinmiş, mevsimler ‎allak bullak olmuş, küresel ısınma denen büyük bir ‎felaketle karşı karşıya isek, bunun sebebi, ilahi ‎emanet olan çevreye ihanetimiz ve dengeyi ‎bozmamız sebebiyledir. “Göğü yükselten ve ‎‎(tabiata) ölçü ve dengeyi koyan Allah’tır. Sakın ‎dengeyi bozmayınız!” ‎ ‎ilahî uyarısına sağır ‎kalmamız sebebiyledir. Dengesi bozulan hiçbir ‎şeyden gereği gibi istifade etmek mümkün değildir. ‎Nasıl bir virüs mükemmel cihazların, bir mikrop ‎sapasağlam bünyelerin, bir arıza nice mükemmel ‎araçların dengesini alt üst ediyorsa, çevrenin ‎dengesinin bozulması da dünyamızın düzenini bozabilmektedir. Çevreyi koruduğumuz oranda dünyanın dengesini korumuş oluruz. Aksi halde ‎denge bozulur. Dengesi kaçan bir dünyada hiç ‎birimiz huzurlu ve güvende olamayız. ‎

Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in hepimizi ‎ortak sorumluluğa davet eden şu uyarıcı sözleriyle ‎bitirmek istiyorum: ‎

“Allah’ın çizdiği sınırlara uygun hareket ‎edenlerle etmeyenler, bir gemiye binmek üzere ‎kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir ‎kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına ‎yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak ‎istediklerinde üst kattakilerin yanından ‎geçiyorlardı. Alt katta oturanlar:‎

Payımıza düşen yerden bir delik açsak da üst ‎katımızda oturanlara eziyet etmesek, diye ‎düşündüler.‎

Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine ‎getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, ‎hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu ‎önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları ‎kurtarmış olurlar.”‎ ‎ ‎

1 Hud, 61      
2 Bakara 205                                           ‎
3 Müslim, Mesacid 58‎           
4 Rahmân, 7-8        
5 Buhârî, Şirket 6